Son Gazete
Son Gazete
Yağmur
İstanbul · 13°C
Bizi Takip Edin
16 Ekim 2026 - 13:03

HER KARANLIKTA SAKLI BİR KANAT

Bir zamanlar, hayatın kendisine öğrettikleriyle kendisini tanıdığını sanan bir insan vardı; çocukluğundan kalan izleri, zamanla kabuk bağlamış kırgınlıkları, yarım kalmış sevdaları ve kimseye anlatamadığı sessizlikleri ruhunun derinliklerinde saklayarak yaşamış, başkalarının gözünde kim olduğunu önemserken kendi içinde kim olduğunu pek sorgulamamıştı.

0 Okunma 0 Paylaşım

HER KARANLIKTA SAKLI BİR KANAT

Ta ki bir gün, bütün bildiklerinin anlamını yitirdiği o sessiz eşikten geçmek zorunda kalana kadar.
Bazen bir veda, bazen beklenmedik bir kırılma, bazen de yıllarca içimize attığımız ne varsa bir gün aynı anda uyanması değiştirir insanı; dışarıda hayat eskisi gibi akarken içeride duvarlar çatlamaya, alışılmış kimlikler çözülmeye ve insanın kendisine anlattığı hikâyeler birer birer anlamını yitirmeye başlar.

773eb90e-fcb6-4b9a-a207-0bc02a79e262-010441

İşte o zaman, ne geçmişine bütünüyle ait hisseder kendisini ne de henüz tanımadığı geleceğe yürüyebilir; sanki görünmeyen bir kozanın içine çekilmiş, dünyanın seslerini duysa da hiçbirine eskisi gibi karşılık veremediği bir bekleyişin içinde kalmıştır.

Oysa bilmez ki bazı sessizlikler bir sonun değil, insanın yıllardır kendisine ulaşamadığı bir yolun başlangıcıdır.

Günler geçtikçe geçmişin gölgeleri yeniden önüne düşer; eski kırgınlıkları sızlar, söylenmemiş sözleri içinde yankılanır, bir zamanlar vazgeçilmez sandığı bağların ardında sakladığı korkular yavaş yavaş görünür hâle gelir.

Başkalarının gözünde değerli olabilmek uğruna kendisinden eksilttiği parçaları fark ettikçe, ilk kez kendisine sorduğu soru; bütün sesler sustuğunda, geriye kim olarak kalıyorum?
Cevap hemen gelmez; çünkü insanın kendisine ulaşması, yalnızca yaralarını değil, yanıldığı yerleri de görebilmesini ve ruhunun karanlık odalarında sakladığı gerçeklerle yüzleşmesini gerektirir.

Bir gün, kendisini inciten birinin yaşadığı acıyı öğrendiğinde, yıllardır taşıdığı öfkenin içinden beklenmedik bir merhamet yükselir. Yaşananları unutmak ya da affetmek zorunda olmadığını, fakat başkasının karanlığının kendi kalbini de karartmasına izin vermeyebileceğini anlar. Geçmiş değişmemiştir; değişen, artık ona hangi gözlerle baktığıdır.

Zamanla sevgiyi sahip olmakla, gücü incitmekle karıştırmamayı öğrenir; Allah'a yakınlığı sözlerinden önce vicdanında, inancının derinliğini ise adaletinde ve merhametinde arar. Kimsenin görmediği yerde doğru kalabilmenin, bütün kırgınlıklarına rağmen kalbini katılaştırmamanın sessiz bir olgunluk olduğunu hisseder.

Elbette dönüşüm kusursuz bir yolculuk değildir; bazen eski korkularına döner, bazen bir sözle yeniden kırılır, bazen de geride bıraktığını sandığı duygularla yüzleşir. Fakat artık her tökezleyişi yenilgi saymaz; karanlığından kaçmak yerine, orada kendisine neyin görünmeye çalıştığını anlamaya uğraşır.

Bir sabah, penceresinin önündeki saksının yaprakları arasında küçücük bir tırtıl görür. Günler sonra aynı dalda beliren kozayı merakla izler; dışarıdan bakıldığında hareketsiz ve sessiz duran o küçücük varlığın içinde, kimsenin göremediği bir değişimin sürdüğünü düşünür. Kendi sessizliğiyle o koza arasında görünmez bir yakınlık hisseder; çünkü onun içinde de yıllardır tanıdığı insan yavaş yavaş çözülmekte, henüz adını koyamadığı başka bir benlik şekillenmektedir.

Sonra kozada incecik bir yarık belirir ve içinden, kanatları henüz ıslak bir kelebek çıkar. Hemen uçmaz; bir yaprağın üzerinde bekler, kanatlarının güçlenmesine zaman tanır. İnsan, gökyüzü bütün genişliğiyle önünde dururken onun acele etmeyişinde tuhaf bir güzellik bulur.
Pencereden uzaklaşırken kendi hayatını düşünür; kaybettikleri geri gelmemiş, yaraları bütünüyle iyileşmemiştir, fakat artık yaşadıklarının kendisini yalnızca eksiltmediğini, ona daha derinden hissetmeyi ve başkasının acısını daha büyük bir merhametle anlamayı da öğrettiğini bilir.

Akşam pencereyi açtığında kelebek çoktan uçup gitmiştir. Ardında yalnızca boş bir dal ve insanın içine yerleşen sessiz bir huzur kalmıştır. O an, insanın bütün ömrü boyunca aradığı şeyin geçmişinden bütünüyle kurtulmak değil, yaşadıklarının içinden geçerek kendisine daha sahici bir yer açmak olduğunu düşünür.
Çünkü insanın hakikati, hangi acılardan geçtiğinde değil, bütün bunların ardından nasıl bir kalple yaşamaya devam ettiğinde saklıdır; tıpkı kelebeğin kanatlarına kavuşmak için geçirdiği evreleri inkâr etmemesi gibi, insan da kendi karanlığını yok sayarak değil, onun içinden geçerek ruhunun ışığını tanır.

Ve belki de hayat, bütün vedaların ve yeniden başlama ihtimallerinin ardından insana aynı sırrı fısıldar; asıl mesele kanatlanmak değil, gökyüzüne yükselirken ruhundaki hakikati, vicdanındaki merhameti ve kendisini insan kılan o ışığı kaybetmemektir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!