Son Gazete
Son Gazete
Bulutlu
İstanbul · 15°C
Bizi Takip Edin
10 Temmuz 2026 - 19:11

Srebrenitsa Hâlâ Konuşuyor

İnsanlık, kendisini bilimle, teknolojiyle, hukukla ve medeniyetle tanımlamayı sever; oysa bir medeniyetin gerçek değeri gökdelenlerinin yüksekliğiyle, ekonomik gücüyle ya da askeri kapasitesiyle değil, mazlumun çığlığını duyabildiği, güçsüzün hakkını koruyabildiği ve ölümün karşısında sessiz kalmayı reddedebildiği ölçüde anlaşılır; işte bu yüzden 11 Temmuz yalnızca Bosna-Hersek'in değil, bütün insanlığın kendi vicdanıyla yüzleşmesi gereken tarihlerden biridir.

0 Okunma 0 Paylaşım
Srebrenitsa Hâlâ Konuşuyor

Srebrenitsa Hâlâ Konuşuyor
Srebrenitsa denildiğinde akla yalnızca Bosna'nın doğusunda yer alan küçük bir şehir gelmiyor; verilen sözlerin tutulmadığı, uluslararası hukukun kâğıt üzerinde kaldığı, güvenli olduğu ilan edilen bir bölgenin birkaç gün içinde insan mezarlığına dönüştüğü ve dünyanın gözü önünde işlenen bir soykırımın, insanlık tarihine silinmeyecek harflerle yazıldığı büyük bir utanç geliyor.


1995 yılının Temmuz ayında, Birleşmiş Milletler koruması altında olduklarına inanan binlerce Boşnak, kendilerini koruyacağını düşündükleri dünyanın sessiz bakışları arasında ölüm yolculuğuna çıkarıldı; babalar evlatlarından koparıldı, kardeşler birbirini son kez gördü, gençler orman yollarında kurşuna dizildi, kadınlar tarifsiz acılarla baş başa bırakıldı ve beş gün içinde 8.372 masum insan yalnızca kimliği ve inancı nedeniyle hayattan koparıldı.


Aradan yıllar geçti. Toplu mezarlar açıldı. Kimlik tespitleri sürdü. Her bulunan kemik parçası, yıllarca umutla bekleyen bir annenin yüreğine hem acı hem de buruk bir kavuşma bıraktı. Ne geçen zaman acıyı hafifletti ne de dünya vicdanındaki bu derin yara tamamen kapanabildi. Çünkü adalet geciktiğinde yalnızca mağdur değil, insanlığın ortak onuru da yara alır.


Ne var ki Srebrenitsa, tarihin kapanmış bir dosyası değildir. Aynı acının farklı coğrafyalarda, farklı dillerle, farklı yüzlerle yeniden yaşandığını görmek, insanlığın geçmişten yeterince ders çıkaramadığını gösteriyor. Gazze'de enkazların arasından çıkarılan küçücük bedenler, Filistin'de her sabah ölüm korkusuyla uyanan çocuklar, Doğu Türkistan'da kimliğini, inancını ve kültürünü korumaya çalışan insanlar, Arakan'da yurtlarından koparılarak mülteci kamplarında yaşam mücadelesi veren aileler… Coğrafyalar değişiyor, haritalar değişiyor, diller değişiyor; fakat annenin gözyaşı değişmiyor, çocuğun korkusu değişmiyor, masumun toprağa düşüşü değişmiyor.


Vicdan, seçerek çalışan bir mekanizma değildir. Bir yerde akan gözyaşına üzülüp başka bir yerde yaşanan acıya sırt çevrildiğinde adalet anlamını yitirir. İnsan hakları, yalnızca güçlülerin çıkarına hizmet ettiği sürece savunulursa evrenselliğini kaybeder. Zulüm, kime yönelirse yönelsin aynı kararlılıkla reddedilmediği sürece, insanlık her defasında kendi değerlerinden bir parçayı daha kaybetmeye devam eder.
Srebrenitsa'nın en büyük öğretisi de tam burada karşımıza çıkıyor.

Nefret, bir gecede ortaya çıkmaz; uzun yıllar boyunca büyütülür, ayrımcılıkla beslenir, ötekileştirmeyle güçlenir ve sonunda insan hayatını değersiz gören karanlık bir zihniyete dönüşür. Sessizlik ise o karanlığın en büyük müttefikidir. Kurşunu sıkan el kadar, o kurşunun sesini duymamayı tercih eden kulak da tarihin ağır yükünü taşır.


Bugün Potočari'deki beyaz mezar taşlarına bakıldığında yalnızca Bosna'nın evlatları görülmez; Gazze'de oyuncaklarının başında can veren çocuklar, Filistin'de yıkılan evlerin altında kalan aileler, Arakan yollarında umutlarını geride bırakan anneler ve Doğu Türkistan'da kimliğini korumaya çalışan insanlar da aynı vicdanın içinde yerini alır. Çünkü acının milliyeti yoktur. Masumiyetin dini yoktur. Gözyaşının rengi yoktur. Zulmün karşısında susmamak ise insan olmanın en temel sorumluluğudur.


Bugün dünyaya düşen görev, yalnızca geçmişi anmak değildir; geçmişin tekrarlanmasına izin vermeyecek bir vicdan inşa edebilmektir. Çocukların ölüm haberleriyle değil, başarılarıyla gündeme geldiği; annelerin mezar başlarında değil, evlatlarının yanında dua ettiği; insanların inancı, kimliği ya da etnik kökeni nedeniyle hedef alınmadığı bir dünya kurabilmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Srebrenitsa bize, adaletin gecikmesinin nelere mal olduğunu öğretti. Gazze bize, insanlığın aynı sınavı hâlâ vermekte zorlandığını gösteriyor. Filistin, Arakan ve Doğu Türkistan ise vicdanın coğrafyaya göre değişmemesi gerektiğini haykırıyor.


Bu nedenle 11 Temmuz, yalnızca geçmişe dönüp hüzünlenme günü değildir; vicdanımızı yeniden ayağa kaldırma günüdür. Çünkü tarih, zulmedenleri yazdığı kadar, zulmün karşısında sessiz kalanları da yazar. Ve insanlık, kaybettiği vicdanı yeniden bulamadığı sürece, takvimler değişse bile acılar aynı kalacaktır.


Rahmetle andığımız Srebrenitsa şehitlerinin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor; Gazze'de, Filistin'de, Arakan'da, Doğu Türkistan'da ve dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan tüm masumlar için adalet, merhamet ve kalıcı barış diliyorum.


Çünkü insanlık, bir coğrafyada dökülen kana sessiz kaldığında yalnızca orayı değil, kendi vicdanını da kaybeder.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.

#Srebrenitsa
#SrebrenitsaSoykırımı
#UnutmadıkUnutturmayacağız
#Bosna
#BosnaHersek
#11Temmuz
#NeverForget
#SrebrenicaGenocide
#JusticeForSrebrenica

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!