Son Gazete
Son Gazete
Açık
İstanbul · 22°C
Bizi Takip Edin
10 Haziran 2026 - 10:07

YOL VE YOLCU

Bazı soruları insan bir kitaptan öğrenemez. Ne bir öğretmenin anlattığı derste karşısına çıkar ne de bir başkasının verdiği cevapla tamamen susar. O sorular, yıllar boyunca insanın içinde sessizce büyür.

0 Okunma 0 Paylaşım
 YOL VE YOLCU

 YOL VE YOLCU

Bazen bir pencerenin önünde yağmuru izlerken gelir aklına, bazen gece yarısı herkes uyumuşken tavana bakarken. Bazen de hayatın tam ortasında, hiç beklenmedik bir anda durup kendi kendine sorar insan.
"Acaba gerçekten kendi yolumu mu yürüyorum, yoksa çok önceden çizilmiş bir yolun üzerinde mi ilerliyorum?"

Belki de kader ile özgür irade arasındaki hikâye tam burada başlıyor.

Çünkü insan, dünyaya geldiği ilk andan itibaren kendisine ait olmayan birçok şeyin içine gözlerini açar. Doğacağı evi seçmez. Annesinin sesini, babasının bakışlarını, büyüyeceği sokağı, çocukluğunun geçeceği şehri seçmez. Hayat ona bir başlangıç noktası verir. Tıpkı eline verilmiş bir harita gibi.

Ama sonra yıllar geçer.
İnsan yürümeye başlar.
İşte o andan sonra yol ile yolcu arasındaki ilişki değişir.
Çünkü bazı yollar bizi çağırırken bazı yolları biz seçeriz.
Bazı kapılar karşımıza çıkar, bazı kapıları ise kendi ellerimizle açarız.

Hayat belki de tam olarak bu yüzden böylesine gizemlidir. 
Çünkü içinde hem bize verilenler vardır hem de bizim verdiklerimiz.

Bir nehir düşünün. Dağların arasından doğmuş olsun. Kaynağını seçmemiştir. Hangi taşlara çarpacağını, hangi vadilerden geçeceğini de bilmez. Ama yine de akar ve yolunu bulur. Önüne çıkan engellerle şekil değiştirir, bazen sakinleşir, bazen coşar ve bazen de sessizce kıvrılarak ilerler.

İnsan da biraz böyledir aslında bana göre. 
Hayatın akışı çoğu zaman bizim dışımızda başlar. Fakat o akışın içinde nasıl biri olacağımız yavaş yavaş bizim seçimlerimizle şekillenir.

Belki de bu yüzden yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda hayatımızı değiştiren şeylerin büyük kısmının planladıklarımız değil, hiç hesapta olmayan karşılaşmalar olduğunu görürüz.

Bir gün gelen bir telefon.
Bir tesadüf gibi görünen bir tanışma.
Yanlış zamanda söylenmiş bir cümle.
Ya da tam zamanında uzanan bir el.

İnsan bazen bütün geleceğini hesaplar. Aylar sonrasını, yıllar sonrasını düşünür. Kendine yollar çizer, hedefler koyar. Fakat hayatın kendisi çoğu zaman bu planları uzaktan izleyen sabırlı bir bilge gibidir.

Bekler.

Ve sonra hiç ummadığımız bir anda önümüze yeni bir sayfa bırakır. O yüzden yaş aldıkça insanın fark ettiği şe; hayatı tamamen kontrol etmek mümkün olmadığını anlamasıdır. Ama ona nasıl karşılık vereceğimizi seçmek mümkündür ve belki de özgürlüğün gerçek anlamı burada saklıdır. Çünkü bazen aynı yağmur iki insanın üzerine yağar ve biri sadece ıslanırken diğeri gökyüzüne bakmayı öğrenir.

Aynı kayıp iki insanın kapısını çaldığında, biri içine kapanırken diğeri kendi içindeki gücü keşfeder. Özetle aynı yara iki farklı kalpte bambaşka izler bırakabilir.

Hayatı değiştiren şey çoğu zaman yaşanan olay değil, insanın o olayın içinden nasıl geçtiği değil midir? Yıllar boyunca kader üzerine söylenmiş binlerce söz vardır ki kimileri her şeyin önceden yazıldığına inanmıştır. Kimileri ise insanın kendi kaderini tamamen kendi elleriyle oluşturduğunu savunmuştur.
Belki de gerçek ikisinin tam ortasında bir yerde duruyor ve belki kader bir yolun kendisidir.
Özgür irade ise o yolda atılan adımlardır. Belki kader rüzgârın yönüdür ve özgür irade ise yelkenleri nasıl açtığımız. Belki kader önümüze çıkan hikâyedir ve özgür irade ise o hikâyenin içinde nasıl bir karakter olmayı seçtiğimiz.

Çünkü insanın hayatındaki en büyük dönüşümler çoğu zaman dışarıda değil, içeride gerçekleşir.
Bir gün aynı insan olarak uyanırız ama akşam olduğunda dünyaya başka gözlerle bakmaya başlamış oluruz.

Bir söz bizi değiştirir.
Bir vedâ bizi büyütür.
Bir özlem bizi olgunlaştırır.
Bir kayıp bizi derinleştirir.
Ve fark etmeden başka biri oluruz.

İşte bütün bunlar olurken insanın anlamaya başladığı mevzu; belki de hayatın amacı her şeyi bilmek değildir de belirsizliğe rağmen yürümeyi öğrenmektir.

Çünkü yarının ne getireceğini bilmeden umut etmek cesarettir.

Kırılabileceğini bile bile sevmek cesarettir, büyük cesaret hem de.

Kaybedebileceğini bile bile emek vermek cesarettir.

Ve insanı insan yapan da tam olarak budur.

Kesinlik değil, belirsizliğin içindeki yürüyüşten ibaret olması... Belki de kader ile özgür iradenin yıllardır süren sessiz anlaşması burada saklıdır.

Hayat bize her zaman bütün seçenekleri sunmuyor ki.
Bazen yolları da biz belirlemeyiz.
Fakat hangi duyguyla yürüyeceğimizi seçebiliriz.
Karanlığa öfkeyle mi bakacağız?
Yoksa içimizde küçük de olsa bir ışık mı taşıyacağız?
Düşerken sertleşecek miyiz?
Yoksa merhameti koruyabilecek miyiz?

İşte insanın gerçek özgürlüğü belki de burada başlamıyor mu zaten? Kader bize hikâyenin sayfalarını veriyor da o sayfaların arasına hangi duyguları yerleştireceğimiz hâlâ bize ait değil mi?

Ve belki de hayat dediğimiz şey, baştan sona yazılmış bir kitabı okumak değil; bize verilen satırların arasındaki boşlukları kendi ruhumuzla doldurmaktır.
Bu yüzden bazen yolun nereye çıktığını bilmekten daha önemli olan şey, o yolu yürürken kim olduğumuzdur. Çünkü insan, kendisine verilen yolu her zaman değiştiremeyebilir fakat o yolda yürürken dönüşebilir.
Derinleşebilir.
Güzelleşebilir.
Ve sonunda vardığı yerde değil, yürüyüşünün kendisinde kendini bulabilir.

Belki de bütün sır budur.
Yol kadar yolcu olmak...
Ve yolculuk boyunca, her şeye rağmen, insan kalabilmek.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

#YolVeYolcu
#Kader
#Özgürİrade
#HayatÜzerine
#DüşünceYolculuğu

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!