Aynı Çatının Altındaki YABANCILAR
Bugün rotamızı, modern dünyanın en sessiz, en gürültüsüz ama en derin yaralarından birine çevirelim istiyorum: Evlerimize.
Aynı Çatının Altındaki YABANCILAR
Hani o başımızı soktuğumuz, dışarıdaki fırtınadan kaçıp sığındığımız en güvenli limanlarımıza… Peki, gerçekten ne kadar "evdeyiz"? Yoksa sadece aynı adresi paylaşan, aynı çatı altında birbirine gurbet yaşayan yabancılar haline mi geldik?
Gözünüzün önüne sıradan bir akşam manzarasını getirin. Akşam yemeği yenmiş, çaylar demlenmiş. Eskiden bu anlar; günün yorgunluğunun atıldığı, göz göze bakışıp "Günün nasıl geçti?" sorusunun samimiyetle sorulduğu, büyüklerin anlattığı hikayelerle çocukların hayal dünyasının şenlendiği anlardı. Bizim kültürümüzde sofra sadece karın doyurulan bir yer değil, gönüllerin birleştiği bir "meydan"dı.
Şimdi ise manzara ne yazık ki bambaşka. Aynı koltukta yan yana oturan, ama ruhları kilometrelerce uzaktaki dijital dünyalarda gezinen insanlar… Anne bir ekranda sosyal medya akışını kaydırıyor, baba diğer ekranda memleket meselelerini ya da haberleri takip ediyor, çocukların ellerinde birer tablet veya telefon, oyunların hipnotize edici dünyasında kaybolmuş durumda. Fiziken aynı odadayız, metrekare olarak birbirimize çok yakınız; ama kalben, zihnen uçsuz bucaksız birer gurbetteyiz.
Dijital çağ, bizi dünyanın öbür ucundaki insanlara bağlarken, yanı başımızdaki eşimizin, çocuğumuzun, annemizin sesini duymaz hale getirdi. Bildirim seslerinin cazibesi, bir evladın "Anne bak ne yaptım" diyen sesinden ya da bir babanın yorgun gözlerindeki şefkatten daha mı kıymetli? Ne yazık ki ekran bağımlılığı, aile içi iletişimin bağlarını lime lime koparıyor. Çocuklarımız hayatı ekranlardaki sahte akışlardan öğrenirken, aile kültürünün o koruyucu, sarmalayan, o köklü çınar gölgesinden mahrum kalıyor.
Oysa kökleri derinde olan çınarlar yıkılmaz. Bizim kültürümüzün harcında dayanışma, sohbet, büyüklere hürmet ve bir arada olmanın bereketi var. Aile bağlarını güçlü tutmak, dışarıdaki tüm zararlı alışkanlıklara, bağımlılıklara ve modern çağın getirdiği yalnızlaşma hastalığına karşı en büyük kalkandır. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, son model dijital cihazlar değil; dönüp baktıklarında hatırlayacakları sıcak bir aile ortamı ve sarsılmaz bir aidiyet duygusudur.
Gelin, bu yazı bir milat olsun. Bugün eve gittiğimizde bir dijital temizlik yapalım. Akşamları en azından bir saat bile olsa ekranları sessize alıp göz göze, diz dize gelelim. Telefonların ışıklarını söndürüp, gönül lambalarımızı yakalım.
Çünkü hayat, o küçük cam ekranların içine sığmayacak kadar gerçek; ailemiz ise bir kez daha ikamesi olmayacak kadar değerlidir.
Tekrar göz göze gelebilmek ve birbirimizi gerçekten "duyabilmek" ümidiyle…
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
YARINLARIN MİMARLARI: “Kariyerli Gençler”
Görüntüle →Son Yazıları
- İZMİR’DE 15 TEMMUZ DESTANI DİJİTAL DÜNYAYA TAŞINDI: “İRADE BİZİM, ZAFER BİZİM!”
- İzmir Siyasetinde Neler Oluyor? Kol Kırılıp Yen İçinde Kalamadığında…
- Çiçek Açan Minik Mankenler Podyumda: İbrahim & Şenol Kuaför’den Sosyal Sorumluluk Seferberliği!
- Zaman Varken Sarılmak Ailenin Kutsallığı ve Bir Babanın Kalbi
- Babalar Günü Duygusal Program