TEVAZU MU, VAZGEÇİŞ Mİ?
Hayatın en ince sınavlarından biri, iyi kalabilmek ile kendini koruyabilmek arasındaki dengeyi kurabilmektir. Çünkü insan bazen kırmamak için susar, bazen huzuru korumak için geri çekilir, bazen de bir gönlü incitmemek adına kendi kalbinde büyüyen sızıları sessizce taşır. Ne var ki zaman geçtikçe şu soru belirir zihinde. Acaba sabır gösterirken, alçakgönüllü davranırken farkında olmadan kendimizi ezdiriyor muyuz?
TEVAZU MU, VAZGEÇİŞ Mİ?
Bu soru yalnızca modern insanın değil ki, asırlardır hakikati arayan düşünürlerin, mutasavvıfların ve bilge insanların da üzerinde durduğu bir mesele. Çünkü sizce de insanın nefsini terbiye etmesi başka, kendi değerini yok sayması bambaşka bir şey değil midir?
Günümüz dünyasında çoğu zaman yüksek sesle konuşanlar haklı, kendini öne çıkaranlar güçlü, her şeye itiraz edenler kararlı kabul ediliyor. Oysa sessizlik her zaman güçsüzlük değildir, sabır da her zaman boyun eğmek anlamına gelmez. Ne var ki insanların bir kısmı, karşılarındaki kişinin nezaketini yanlış okumaya meyilli. Alçakgönüllülüğü çekingenlik, sabrı teslimiyet, merhameti ise zayıflık sanıyorlar ne yazıktır ki.
İşte tam da bu noktada insanın kendi iç muhasebesini yapması gerekir.
Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbn Arabi, insanın hakikat yolculuğunda en büyük tehlikelerden birinin kendi özünü unutması olduğunu anlatır. Ona atfedilen şu söz meseleyi derin bir şekilde özetler.
"Kendini bilen, Rabbini bilir."
Bu söz yalnızca manevi bir idrak çağrısı değil. Aynı zamanda insanın kendi kıymetini, sınırlarını ve varlığının anlamını fark etmesi gerektiğini de hatırlatmıyor mu sizce de? Kendini bilen insan ne kibirle yükselir ne de değersizlik duygusuyla küçülür oysa ki. O, yaratılmış olmanın onurunu taşır.
İbn Arabi'nin düşünce dünyasında tevazu, kişinin kendisini yok sayması değil, hakikatin karşısında ne olduğunu bilmesini anlatıyor. Çünkü hakiki tevazu ile kendini değersiz görmek arasında büyük bir fark vardır.
Tevazu insanın başını eğmesidir, değersizlik ise omuzlarının çökmesi.
Ne yazık ki birçok insan bu ikisini birbirine karıştırır vaziyette. Bir dostunu kırmamak için sürekli susan, ailesini üzmemek için kendi ihtiyaçlarını erteleyen, iş yerinde huzursuzluk çıkmasın diye hakkını talep etmeyen kişi zamanla fark etmeden görünmezleşebilir. İlk başlarda erdem gibi görünen bu durum, uzun vadede insanın kendi benliğine karşı işlediği sessiz bir haksızlığa dönüşebilir.
Çünkü sabır ile katlanmak aynı şey değildir.
Sabır, doğru zamanı beklerken ruhunu koruyabilmektir. Katlanmak ise çoğu zaman yaraların üzerine sessizlik örtmektir.
Nitekim sabır hakkında söylenen en güzel sözlerden biri Jean-Jacques Rousseau'ya aittir.
"Sabır acıdır, fakat meyvesi tatlıdır."
Ancak bu sözün içinde saklı olan önemli bir ayrıntı var. Sabrın meyve vermesi için insanı olgunlaştırması gerekir, onu tüketmesi değil.
İnsan bazen hayatın yüklerini taşırken kendisini de yük zannetmeye başlar sanki. Herkese anlayış gösterirken kendi duygularını ihmal edebilir, herkes için güçlü olmaya çalışırken içindeki yorgunluğu görmezden gelir. İşte o noktada alçakgönüllülük bir erdem olmaktan çıkıp sessiz bir fedakârlık zincirine dönüşebilir.
Oysa hakikat yolunun büyükleri, insanın önce kendi emanetine sahip çıkması gerektiğini söyler.
Çünkü bu beden, bu ruh ve bu kalp insana verilmiş bir emanettir.
İbn Arabi'nin eserlerinde sıkça rastlanan bir düşünce vardır. İnsan, ilahi isimlerin tecelli ettiği bir aynadır. Eğer aynayı sürekli kırılmaya bırakırsanız, onda yansıyan güzellikleri de kaybedersiniz. Bu nedenle insanın kendisini koruması bencillik değil, sorumluluktur.
Belki de mesele, sabretmek ile susmak arasındaki farkı anlayabilmektedir.
Her susuş sabır değildir.
Her geri çekiliş olgunluk değildir.
Her fedakârlık erdem değildir.
Bazen bir "hayır" demek, uzun yıllar söylenmiş yüzlerce "evet"ten daha değerlidir. Bazen hakkını savunmak, öfkeye kapılmak değil, kendine saygı göstermektir. Bazen sınır çizmek, insanlardan uzaklaşmak değil, ilişkileri sağlıklı tutmaktır.
Çünkü insan kendisini koruyamadığında, başkalarına sunduğu iyiliği de sürdüremez.
Hayatın sonunda geriye dönüp baktığımızda pişman olduğumuz şeyler çoğu zaman gösterdiğimiz merhamet değil, merhamet gösterirken kendimizi unutmuş olmamızdır.
Bu yüzden alçakgönüllü olup, görünmez olmayalım.
Sabırlı olup, sessizce tükenmeyelim.
Merhametli olup, kendimize karşı da merhamet göstermeyi unutmayalım bence.
Çünkü hakiki olgunluk, başkalarını korurken kendi kalbini de koruyabilmektir.
İnsanın kendisine duyduğu saygı ile başkalarına gösterdiği tevazu arasında kurduğu o hassas denge ise belki de hayat boyu öğrenmeye çalıştığı en büyük hikmettir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
#KendindenVazgeçmeden #Sabır #Tevazu #Özsaygı #İbnArabi #Hikmet #İnsanOlmak #KalbeDokunan #YaşamaDair #DerinDüşünceler
TEVAZU MU, VAZGEÇİŞ Mİ?
Hayatın en ince sınavlarından biri, iyi kalabilmek ile kendini koruyabilmek arasındaki dengeyi kurabilmektir. Çünkü insan bazen kırmamak için susar, bazen huzuru korumak için geri çekilir, bazen de bir gönlü incitmemek adına kendi kalbinde büyüyen sızıları sessizce taşır. Ne var ki zaman geçtikçe şu soru belirir zihinde. Acaba sabır gösterirken, alçakgönüllü davranırken farkında olmadan kendimizi ezdiriyor muyuz?
Bu soru yalnızca modern insanın değil ki, asırlardır hakikati arayan düşünürlerin, mutasavvıfların ve bilge insanların da üzerinde durduğu bir mesele. Çünkü sizce de insanın nefsini terbiye etmesi başka, kendi değerini yok sayması bambaşka bir şey değil midir?
Günümüz dünyasında çoğu zaman yüksek sesle konuşanlar haklı, kendini öne çıkaranlar güçlü, her şeye itiraz edenler kararlı kabul ediliyor. Oysa sessizlik her zaman güçsüzlük değildir, sabır da her zaman boyun eğmek anlamına gelmez. Ne var ki insanların bir kısmı, karşılarındaki kişinin nezaketini yanlış okumaya meyilli. Alçakgönüllülüğü çekingenlik, sabrı teslimiyet, merhameti ise zayıflık sanıyorlar ne yazıktır ki.
İşte tam da bu noktada insanın kendi iç muhasebesini yapması gerekir.
Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbn Arabi, insanın hakikat yolculuğunda en büyük tehlikelerden birinin kendi özünü unutması olduğunu anlatır. Ona atfedilen şu söz meseleyi derin bir şekilde özetler.
"Kendini bilen, Rabbini bilir."
Bu söz yalnızca manevi bir idrak çağrısı değil. Aynı zamanda insanın kendi kıymetini, sınırlarını ve varlığının anlamını fark etmesi gerektiğini de hatırlatmıyor mu sizce de? Kendini bilen insan ne kibirle yükselir ne de değersizlik duygusuyla küçülür oysa ki. O, yaratılmış olmanın onurunu taşır.
İbn Arabi'nin düşünce dünyasında tevazu, kişinin kendisini yok sayması değil, hakikatin karşısında ne olduğunu bilmesini anlatıyor. Çünkü hakiki tevazu ile kendini değersiz görmek arasında büyük bir fark vardır.
Tevazu insanın başını eğmesidir, değersizlik ise omuzlarının çökmesi.
Ne yazık ki birçok insan bu ikisini birbirine karıştırır vaziyette. Bir dostunu kırmamak için sürekli susan, ailesini üzmemek için kendi ihtiyaçlarını erteleyen, iş yerinde huzursuzluk çıkmasın diye hakkını talep etmeyen kişi zamanla fark etmeden görünmezleşebilir. İlk başlarda erdem gibi görünen bu durum, uzun vadede insanın kendi benliğine karşı işlediği sessiz bir haksızlığa dönüşebilir.
Çünkü sabır ile katlanmak aynı şey değildir.
Sabır, doğru zamanı beklerken ruhunu koruyabilmektir. Katlanmak ise çoğu zaman yaraların üzerine sessizlik örtmektir.
Nitekim sabır hakkında söylenen en güzel sözlerden biri Jean-Jacques Rousseau'ya aittir.
"Sabır acıdır, fakat meyvesi tatlıdır."
Ancak bu sözün içinde saklı olan önemli bir ayrıntı var. Sabrın meyve vermesi için insanı olgunlaştırması gerekir, onu tüketmesi değil.
İnsan bazen hayatın yüklerini taşırken kendisini de yük zannetmeye başlar sanki. Herkese anlayış gösterirken kendi duygularını ihmal edebilir, herkes için güçlü olmaya çalışırken içindeki yorgunluğu görmezden gelir. İşte o noktada alçakgönüllülük bir erdem olmaktan çıkıp sessiz bir fedakârlık zincirine dönüşebilir.
Oysa hakikat yolunun büyükleri, insanın önce kendi emanetine sahip çıkması gerektiğini söyler.
Çünkü bu beden, bu ruh ve bu kalp insana verilmiş bir emanettir.
İbn Arabi'nin eserlerinde sıkça rastlanan bir düşünce vardır. İnsan, ilahi isimlerin tecelli ettiği bir aynadır. Eğer aynayı sürekli kırılmaya bırakırsanız, onda yansıyan güzellikleri de kaybedersiniz. Bu nedenle insanın kendisini koruması bencillik değil, sorumluluktur.
Belki de mesele, sabretmek ile susmak arasındaki farkı anlayabilmektedir.
Her susuş sabır değildir.
Her geri çekiliş olgunluk değildir.
Her fedakârlık erdem değildir.
Bazen bir "hayır" demek, uzun yıllar söylenmiş yüzlerce "evet"ten daha değerlidir. Bazen hakkını savunmak, öfkeye kapılmak değil, kendine saygı göstermektir. Bazen sınır çizmek, insanlardan uzaklaşmak değil, ilişkileri sağlıklı tutmaktır.
Çünkü insan kendisini koruyamadığında, başkalarına sunduğu iyiliği de sürdüremez.
Hayatın sonunda geriye dönüp baktığımızda pişman olduğumuz şeyler çoğu zaman gösterdiğimiz merhamet değil, merhamet gösterirken kendimizi unutmuş olmamızdır.
Bu yüzden alçakgönüllü olup, görünmez olmayalım.
Sabırlı olup, sessizce tükenmeyelim.
Merhametli olup, kendimize karşı da merhamet göstermeyi unutmayalım bence.
Çünkü hakiki olgunluk, başkalarını korurken kendi kalbini de koruyabilmektir.
İnsanın kendisine duyduğu saygı ile başkalarına gösterdiği tevazu arasında kurduğu o hassas denge ise belki de hayat boyu öğrenmeye çalıştığı en büyük hikmettir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
#KendindenVazgeçmeden #Sabır #Tevazu #Özsaygı #İbnArabi #Hikmet #İnsanOlmak #KalbeDokunan #YaşamaDair #DerinDüşünceler
Zeyneo Canım çok güzel..Her cümleyihak vererek okudum İşte bu sebeplerden..Akıl ile Gönülün bir edilmesi gerçeği vardır..ve bu söylenildiği kadar da kolay oluşabilen bir gerçeklik değildi malesef.Burada ben de sana yazdiklarınla ilgili çok beğendiğim bir sözü paylaşacağım .Demişler ki...Disipline edilmemiş iyi niyet yarardan çok zarar getirir...Sevgilerle
Sabır acıdır..fakat meyvesi tatlıdır..????✨️
Gözden Kaçmasın
Aynı Çatının Altındaki YABANCILAR
Görüntüle →Son Yazıları
- Başarısızlığın Başarıya Katkısı
- Srebrenitsa Hâlâ Konuşuyor
- DÜMEN, ÇAPA VE PUSULA
- Kadir abimize elveda!
- DİPLOMASİ MASASINDA KADIN İMZASI
- GÜVEN!!
- Emekli Maaşlarına Temmuz 2026 Zammı Belli Oluyor: 23 Bin 360 TL'ye Çıkıyor
- TOPRAĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
- TÜRK MİLLETİ'NİN HUZUR GÜVENCESİ JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI 187 YAŞINDA
- YOL VE YOLCU