Son Gazete
Son Gazete
Açık
İstanbul · 22°C
Bizi Takip Edin
16 Haziran 2026 - 18:39

TOPRAĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Dünya üzerinde milyarlarca insanı doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyen, çoğu zaman gözle görülür bir felaket kadar ani ve yıkıcı olmadığı için yeterince fark edilmeyen fakat etkileriyle ekosistemleri, tarımsal üretimi, su döngüsünü ve nihayetinde insan yaşamını derinden sarsan çölleşme olgusu, 1994 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 17 Haziran’ın “Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü” ilan edilmesiyle birlikte küresel ölçekte daha görünür hale getirilmiş, insanlığın or

0 Okunma 0 Paylaşım
TOPRAĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI

TOPRAĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Çölleşme, en yalın tanımıyla verimli toprakların çeşitli doğal ve insan kaynaklı faktörler sonucunda üretkenliğini kaybetmesi, su tutma kapasitesinin azalması, bitki örtüsünün zayıflaması ve giderek yarı kurak ya da tamamen kurak alanlara dönüşmesi süreci olarak açıklanırken, aslında bu tanımın çok ötesinde bir anlam taşır; çünkü bu süreç yalnızca toprağın değil, aynı zamanda kırsal yaşamın, ekonomik sürdürülebilirliğin ve gıda güvenliğinin de sessizce aşınması anlamına gelmektedir.

d5eac865-c839-496f-9d47-565f90e59f70-064030

İklim değişikliğinin etkisiyle artan sıcaklıklar, düzensizleşen yağış rejimleri, yanlış arazi kullanımı, ormansızlaşma, aşırı otlatma ve su kaynaklarının bilinçsiz tüketimi gibi etkenler çölleşmeyi hızlandırırken, özellikle Akdeniz Havzası’nda yer alan ülkeler gibi yarı kurak iklim kuşaklarında bulunan coğrafyalar bu riskten çok daha yoğun biçimde etkilenmekte, Türkiye de bu kırılgan coğrafyanın önemli bir parçası olarak çölleşme tehdidini yakından hissetmektedir.

Türkiye özelinde bakıldığında, özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Ege’nin bazı iç kesimlerinde toprak erozyonu ve kuraklık eğilimlerinin belirginleştiği, tarımsal alanların verimliliğinde yer yer düşüşler yaşandığı, su kaynaklarının daha dikkatli yönetilmesi gerektiği gerçeği giderek daha fazla görünür hale gelirken, bu durum kamu kurumlarını, yerel yönetimleri ve bilim insanlarını çok yönlü bir mücadele stratejisi geliştirmeye yöneltmiştir.

photo-2026-06-16-18-10-37-064345

Bu kapsamda Türkiye’de Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ağaçlandırma seferberlikleri, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü’nün bilimsel temelli arazi koruma projeleri, tarımda sürdürülebilir su kullanımını teşvik eden modern sulama sistemleri, mera ıslah çalışmaları ve erozyon kontrol projeleri, ülkenin çölleşmeye karşı geliştirdiği çok katmanlı yaklaşımın somut göstergeleri arasında yer almakta; aynı zamanda iklim değişikliğiyle uyum politikaları çerçevesinde geliştirilen ulusal stratejiler, bu mücadelenin yalnızca bugünü değil geleceği de koruma hedefini taşıdığını ortaya koymaktadır.
 

Bununla birlikte, çölleşmeyle mücadele yalnızca devlet politikalarıyla sınırlı kalamayacak kadar geniş bir toplumsal sorumluluk alanı oluşturmakta, bireylerin su tüketim alışkanlıklarından tarımsal üretim tercihlerine, kentleşme politikalarından ormanların korunmasına kadar uzanan geniş bir davranış değişikliği ihtiyacını da beraberinde getirmektedir; çünkü toprağın sessiz çığlığı çoğu zaman bir anda duyulmaz, ancak etkileri nesiller boyunca hissedilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli ekonominin temeli ziraattır.” sözü, toprağın yalnızca ekonomik bir değer değil, aynı zamanda bağımsızlığın ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsuru olduğunu hatırlatmaktadır. Yine Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir.” sözü, toprağı işleyen insanın toplum hayatındaki vazgeçilmez yerini açıkça ortaya koymaktadır.

17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü bu 
anlamda yalnızca bir takvim hatırlatması değil, aynı zamanda insanlığın kendi varoluşuna yönelttiği bir uyarı niteliği taşırken, bize doğayla kurduğumuz ilişkinin yeniden düşünülmesi gerektiğini, tüketim alışkanlıklarımızın sınırlarını yeniden çizmemiz gerektiğini ve en önemlisi de toprağın yalnızca ekonomik bir kaynak değil, yaşamın kendisi olduğunu hatırlatmaktadır.

Kızılderili lider Şef Seattle’a atfedilen şu ifade de doğayla ilişkimizi çarpıcı biçimde özetler.
“İnsan toprağın sahibi değildir; toprağın bir parçasıdır.”
Bu anlayış bize, doğayı bir mülk olarak değil, gelecek kuşaklardan ödünç alınmış bir emanet olarak görmemiz gerektiğini hatırlatır.

Sonuç olarak çölleşme, yavaş ilerleyen fakat etkisi derin olan bir çevresel kriz olarak insanlığın geleceğini doğrudan ilgilendirmekte ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyalarda daha bilinçli, daha bilimsel ve daha sürdürülebilir bir çevre politikası ihtiyacını her geçen gün daha güçlü biçimde ortaya koymaktadır; çünkü toprağın kaybı, yalnızca bugünün değil yarının da kaybı anlamına gelmektedir.

TOPRAK SUSMAZ, BİZ DUYMAYI ÖĞRENMELİYİZ!

Okuduğunuz için teşekkür ederim. 
Zeynep Merçan

#ToprağınSessizÇığlığı #ÇölleşmeyeDurDe #ToprağıKoruGeleceğiKoru #KuraklıklaMücadele #ToprakHayattır #SürdürülebilirGelecek #17Haziran

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!