Son Gazete
Son Gazete
Bulutlu
İstanbul · 17°C
Bizi Takip Edin
27 Ekim 2026 - 16:00

CUMHURİYET 103 YAŞINDA

Bir millet düşünün. İşgale boyun eğmemiş, yokluğa teslim olmamış, kendisine biçilen kaderi kabul etmemiş. En zor şartlarda ayağa kalkmış, bağımsızlığını kendi iradesiyle kazanmış ve egemenliğin bir hanedana değil, millete ait olduğunu ilan etmiş.

0 Okunma 0 Paylaşım

29 Ekim 2026 | Cumhuriyet Bayramı

İşte Cumhuriyet böyle kuruldu.

BU ÜLKE KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, yalnızca bir bağımsızlık mücadelesini kazanmadı. Bu ülkenin geleceğini kendi ellerine almasının yolunu açtı. Saltanatın yerine millet egemenliğini esas alan bir yönetim anlayışı getirdi. İnsanların kul değil, hakları ve sorumlulukları olan yurttaşlar olduğu yeni bir dönemin kapısını araladı.

78f1ba87-a689-404c-8187-2bcdb41f66a1-040054

Bugün, Cumhuriyet'in 103. yılında, geçmişimizle gurur duymak elbette hakkımız. Ancak asıl mesele, o büyük mücadeleden bize kalan değerlere ne kadar sahip çıkabildiğimizdir.
Atalarımızın uğruna can verdiği Cumhuriyet'i gerçekten yaşatıyor muyuz, yoksa geçmişin zaferleriyle övünürken bugünün kazanımlarını gözümüzün önünde tüketiyor muyuz?
Çünkü Cumhuriyet'i kutlamak başka, onun sorumluluğunu taşımak başkadır.


Bu ülke kimsenin lütfuyla kurulmadı. Türk milleti işgale karşı direndi, evlatlarını cephelere gönderdi, büyük bedeller ödedi. Dolayısıyla bugün hiçbir siyasi iktidarın Türkiye'yi kendi mülkü gibi görmeye hakkı yoktur.

Hiçbir iktidar Türkiye Cumhuriyeti'nden büyük değildir. Hiçbir siyasi parti, kendisini milletin tamamının temsilcisi ilan ederek farklı düşünen yurttaşların sesini yok sayamaz. Hiçbir makam eleştiriden muaf değildir.

Bugün Türkiye'de geçim sıkıntısı büyüyorsa, gençler geleceklerinden kaygı duyuyorsa, eğitimde fırsat eşitliği tartışılıyorsa ve adalete duyulan güven konusunda ciddi soru işaretleri varsa bunları konuşmak zorundayız.


Bir insanın ülkesini sevmesi, yöneticilerinin her kararını doğru bulmasını gerektirmez. Bazen ülkesini sevdiği için itiraz eder, daha iyi bir Türkiye istediği için yanlışların karşısında durur.
İktidarı eleştirmek devlete saldırmak değildir. Cumhuriyet'i savunmak da iktidara koşulsuz destek vermek anlamına gelmez. Asıl tehlike, iktidarla devleti, siyasi çıkarla millî menfaati birbirine karıştırmaktır.

TÜRKLÜK, BAYRAK VE MİLLÎ BİRLİK SİYASİ HESAPLARA ALET EDİLEMEZ

Bayrağımız yalnızca törenlerde göndere çekilen bir sembol değildir. Bağımsızlığımızın, ortak tarihimizin ve uğruna ödenen bedellerin simgesidir. O bayrağın altında yaşayan insanların huzuru, özgürlüğü, onuru ve geleceği de en az bayrağın kendisi kadar önemlidir.

Türklük de birkaç siyasi sloganın içine sığdırılabilecek kadar küçük bir kavram değildir. Bu milletin tarihini, kültürünü, ortak hafızasını ve bağımsızlık iradesini temsil eden büyük bir mirastır.

Öyleyse millî değerleri dilinden düşürmeyenlere şu soruyu sormak gerekir. Bu değerleri gerçekten yaşatıyor muyuz, yoksa onları siyasi çıkarlarımız için mi kullanıyoruz?

Millî birlikten söz edip toplumu siyasi kamplara ayırmak, vatan sevgisinden bahsedip kamu yönetimindeki yanlışları görmezden gelmek, bayrağı sahiplenip hukukun üstünlüğünü önemsememek büyük bir çelişkidir.
Milliyetçilik, yalnızca slogan atmak veya geçmişle övünmek değildir. Ülkenin bağımsızlığını, kurumlarını ve insanının onurunu korumaktır. Vatanseverlik, iktidarın her kararını alkışlamak değil, ülkeye zarar verdiğini düşündüğün kararların karşısında durabilmektir.

Aynı şekilde millî birlik, herkesi aynı siyasi düşünceye mahkûm etmek de değildir. Farklı görüşlere sahip insanların aynı bayrağın altında, aynı hukuk düzeni içinde, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesidir.

Bayrak hepimizin, Cumhuriyet hepimizin, bu ülke hepimizin.

ATATÜRK'ÜN ADINI ANMAK YETMEZ

Atatürk'ü anmak kolaydır. Fotoğrafını paylaşmak, sözlerini alıntılamak, bayramlarda adını saygıyla anmak da kolaydır. Zor olan, onun savunduğu değerleri gerçekten benimsemektir.

Akla ve bilime inanmak, hukukun üstünlüğünü savunmak, liyakati siyasi sadakatin önünde tutmak, özgür düşünceye saygı göstermek ve farklı düşünen insanları düşman olarak görmemek gerekir.

Cumhuriyet'i savunmak, bir siyasi partiye kayıtsız şartsız bağlanmak değildir. Hangi görüşten gelirse gelsin, yanlışın karşısında durabilmektir. Çünkü Cumhuriyet'in temelindeki özgürlük, eşitlik ve hukuk anlayışı, ancak günlük siyasetin üzerinde tutulabildiği ölçüde korunabilir.

ASIL TEHLİKE, YANLIŞLARA ALIŞMAKTIR

Bir ülkeyi yalnızca büyük krizler yıpratmaz. Bazen çok daha tehlikeli olan, yanlışların zamanla normalleşmesidir.

Haksızlık karşısında susmak, liyakatsizliği olağan görmek, kamu yönetimindeki sorunları görmezden gelmek ve toplumsal kutuplaşmayı siyasetin doğal dili olarak kabul etmek zamanla toplumsal vicdanı aşındırır.

Dün kabul edilemez bulunan bir durum bugün sıradanlaşır. İnsanlar önce adaletsizliğe, sonra umutsuzluğa, ardından da başkasının yaşadığı haksızlığa kayıtsız kalmaya alışır.

Sonunda herkes yalnızca kendi çevresinin derdine düşer. Başkasının hakkı, başka bir ailenin yaşadığı sıkıntı, başka bir gencin kaybettiği umut önemini yitirir.

İşte millî birliği asıl zedeleyen budur.

Türkiye'nin ihtiyacı, birbirini düşman gören yurttaşlar değil, birbirinin hakkını koruyabilen insanlardır. Kendi siyasi çevresinin yanlışını da söyleyebilen, gerektiğinde alıştığı düşünceyi sorgulayabilen ve ülkesinin çıkarını parti çıkarının önünde tutabilen insanlardır.

Bu ülkenin geleceğini korumak istiyorsak yanlışları normalleştirmeyeceğiz. Haksızlığı kimin yaptığına göre değil, haksızlığın kendisine göre değerlendireceğiz. Çünkü adalet yalnızca bize yakın olanlar için savunulduğunda adalet olmaktan çıkar.

BU ÜLKENİN GELECEĞİ HEPİMİZİN SORUMLULUĞUDUR

Cumhuriyet bize kusursuz bir ülke bırakmadı. Bize bir yön, bir ideal ve o ideali geleceğe taşıma sorumluluğu bıraktı.

Bu sorumluluk yalnızca iktidarın değil, muhalefetin, kurumların, basının ve bütün yurttaşların omuzlarındadır. Ancak ülkeyi yönetme yetkisini elinde bulunduranların sorumluluğu daha büyüktür. Çünkü aldıkları kararlar milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiler.

Bugün yapılması gereken, geçmişin kahramanlıklarını anlatarak bugünün sorunlarını örtmek değil, geçmişten aldığımız güçle bugünün yanlışlarını düzeltmektir.

Gençlerimizin kendi ülkelerinde umut bulabildiği, eğitimin fırsat eşitliği sunduğu, insanların adalet karşısında kendisini güvende hissettiği, kamu kaynaklarının şeffaf biçimde yönetildiği ve hiçbir kişinin hukukun üzerinde olmadığı bir Türkiye kurmak zorundayız.

İktidarlar değişir, siyasi partiler gelir geçer, makamlar el değiştirir. Ancak devletin kurumları, milletin ortak değerleri ve Cumhuriyet'in kazanımları kişilere bağlı olmamalıdır. Hiç kimse geçici siyasi gücünü kalıcı millî değerlerin önüne koyamaz.


CUMHURİYET'İ KORUMAK, GEREKTİĞİNDE İTİRAZ ETMEKTİR

103 yıl önce bu millet, kendisine dayatılan esareti reddetti. Saltanatı sona erdirdi, egemenliği millete verdi ve Cumhuriyet'i kurdu.

Bugün bize düşen, o mücadelenin hatırasıyla yetinmek değil, Cumhuriyet'in temel değerlerini aşındıran her yanlışın karşısında durmaktır.
İktidarın yanlışını söylemekten korkmayacağız. Millî değerlerin siyasi çıkarlar uğruna kullanılmasına sessiz kalmayacağız. Bayrağımızı ayrışmanın değil, ortaklığımızın sembolü olarak göreceğiz. Türklüğü düşmanlıkla değil, tarih bilinciyle, sorumlulukla ve bağımsızlık iradesiyle yaşatacağız.

Atatürk'ün emanetini bir slogan olarak değil, bir sorumluluk olarak taşıyacağız.

Çünkü bu ülke kimsenin babasının malı değildir. Devlet kimsenin şahsi mülkü, Cumhuriyet kimsenin siyasi aracı, bayrak kimsenin propaganda malzemesi değildir.


Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Cumhuriyet bizim tarihimizdir. Bağımsızlık karakterimizdir. Bayrağımız ortak onurumuzdur. Millî birliğimiz geleceğimizdir. Ve hiçbir iktidar bu değerlerin üzerinde değildir!

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!